osmanlıda HAT
OSMANLI TÜRK HATTATLIÄžININ (MISIR) ARAP HATTATLIÄžINA TESİRİ VE BİR
TÜRK EKOLÜ SAVUNUCUSU OLARAK MISIRLI HATTAT SEYYİD İBRAHİM
Prof. Dr. M. Hüsrev SUBAÅžI*

Osmanlılar özellikle 1453'te İstanbul'u fethettikten sonra bu büyük ÅŸehri İslam dünyasının kültür ve sanat merkezi haline getirmeye yönelik olarak yoÄŸun çaba sarf ettiler. Özellikle Osmanlı padiÅŸahlarının mimarîde, ÅŸiir ve edebiyatta, kitap sanatlarında ve mûsikîde eser verenlere kanat germesinin, bu eski Bizans ÅŸehrine yeni bir kimlik kazandırmada saÄŸladığı katkı açıktır.
İslâm öncesinde bile yazıya ayrı bir deÄŸer verdikleri bilinen Türklerin İslâmı kabul sonrasında da Karahanlılardan Osmanlılara, hatta günümüze dek hat sanatına hep özel bir önem atfede geldikleri söylenebilir.
Abbasi halifesi el-Musta'sım'ın saray hattatı Amasyalı Yakut (ö. 1298) ile Sultan II. Bayezid'e Amasya valiliÄŸi yıllarında hocalık yapan Åžeyh Hamdullah'ın (ö.1521) bu sanat alanında ne denli büyük çığırlara imza attıkları bilinen bir gerçektir.
İslâm san'atları tarihi İçinde hat sanatının, kendisi de aynı zamanda bir hattat olan Hz. Ali'nin hilafetinde ve himayesinde Küfe ÅŸehrinde doÄŸup filizlendiÄŸi, sonra Åžam'ın bu vadideki geliÅŸmelere önderlik ettiÄŸi, daha sonra Abbasi saltanatı boyunca BaÄŸdat'ın, bir süre de Kahire'nin estetik geliÅŸim ve yeni yorumlar açısından hat sanatının inkiÅŸafına zemin saÄŸladığı görülür. Hat san'atında yönlendiriciliÄŸin ve bu anlamda ÖnderliÄŸin İstanbul'a geçmesi ise Åžeyh Hamdullah sayesinde olmuÅŸtur.
Sultan Bayezid'in tahta geçmesi ve saray imkanlarını kendisi için seferber etmesiyle Åžeyh Hamdullah, o zamana kadar en yaygın ekol olan Yakut tarzını etüd etmiÅŸ, harflerin anatomik yapılarına ve kompozisyon biçimine getirdiÄŸi yeniliklerle kendi ekolünü kurmuÅŸtur. Buna benzer bir çalışmayı Åžeyh'ten hemen sonraki Ahmed Åžemseddin Karahisarî'den (ö. 1556) bir buçuk asır sonra Hafız Osman Efendi (5.1698) yapacaktır. Hafız ekolü, Åžeyh'ten iki asır sonra hat sanatının İstanbul'da ulaÅŸtığı zevk düzeyi ve biçim zenginliÄŸini ve yepyeni bir yorumlama anlayışını ifade eder.

Hâfız'dan sonra bu ekolden farklı bir açılımı yansıtan Mahmud Celaleddin (ö. 1829) de kendi tarzını müstakil bir mektep haline getirmeye muvaffak olmuÅŸ dahi sanatkarlardan biri olarak kabul edilmektedir. Celaleddin Efendi özellikle Sülüs Celisinde öteki ekollere göre harfleri daha bir yalınlaÅŸtıran, harekeleri minyonlaÅŸtırarak harflerin yanında olması gerekenden daha arka plana iten farklı bir estetik arayışını ve farklı bir tasarım algılamasını temsil eder. Talebesinden Tâhir Efendi (ö. l 845) hattat padiÅŸahlardan Abdülmecid'in de hocasıdır.
Kendisi de iyi derecede yazan bir hattat olan Sultan II. Mahmud'un hocası Mustafa Rakım (0,1826), Celî Sülüs'te ve formunda geliÅŸtirdiÄŸi tarz ile günümüze kadar gelen hat sanatçılarını sürekli etkilemiÅŸtir
Yesârîzade M.İzzet (ö. 1849), Kazasker Mustafa İzzet (ö. 1876), Sami (ö. 1912), Mehmed Åžefik (ö. 1880), M. Nazif (ö.1913), Åžeyh Aziz (ö. 1934), Neyzen Emin (ö. 1945), Mehmed Åževki (1887), Hulusi (ö. 1940) ve Hâmid (0.1982) gibi doruktaki isimlerin ortaya koyduÄŸu eserler ise, 19 ve 20. yüzyıllarda Türk hattatlığının ulaÅŸtığı zirve noktayı göstermektedir.
Yazı tüm Osmanlı asırlarında dînî, askeri ve sivil mimari eserlerin iç ve dış cephelerinde birer tezyinî eleman olarak görev üstlenmiÅŸ, özellikle kapıların üzerinde bulunan taÅŸa mahkûk tuÄŸralı-tuÄŸrasız kitabeler binaların İnÅŸa ve İmarının vazgeçilmez bir parçası olarak yapı üzerindeki yerini alınıştır (Resim 1-2). Bu dönemde mezar taÅŸlan bile yazı sanalı açısından ayrı bir önem taşır. Bu yönü ile hat, bu tür eserler üzerinde taÅŸtan âbidelere kimlik kazandıran pek güçlü ve estetik bir eleman olarak karşımıza çıkar (Resim 4).
Tüm dünya Müslümanlarının kıblegâhı olan Kabe'nin örtüsü (Kisve-i Åžerife) ile Hz. Peygamber'in istirahatgâhındaki dört duvarı çevreleyen kisve üzerindeki yazılar da Mısır fethinden itibaren Osmanlı asırları boyunca Türk hattatlarının bir baÅŸka icra meÅŸheri olmuÅŸtur (Resim 3).
Yine bir Osmanlı formu olan TuÄŸra'lar ile özellikle Celî yazıların altında yer alan hattat imzaları ve hatta bazan mürekkebat meÅŸkleri bite resimsel anlatım kudreti açısından ayrıca incelenmeÄŸe deÄŸer güzelliktedir. Resimsel ifadeyi saÄŸlamada simetrinin imkânları da göz ardı edilmemiÅŸtir .
Osmanlı toplumunda hat sanatına diÄŸer sanatlarda görülmeyen büyük bir alâka söz konusudur. Bu sanatı icra edenler arasında her kesimden insanlar, vezirler, askerler, hekimler, bilginler, padiÅŸahlar , bakkallar, cariyeler bile vardır. Bu kadar geniÅŸ katılıma mazhar olmuÅŸ baÅŸka bir sanat dalı daha bulunmamaktadır.
Bu kadar güçlü ve etkin İlgi bu sanat dalını Türkler elinde estetik tarihinin en doruk noktasına yükseltmiÅŸ ve İstanbul hattatları tüm İslam coÄŸrafyasında bu yolda eser veren hattatları ya bizzat yetiÅŸtirmiÅŸ, ya da onları ortaya koydukları eserler vasıtasıyla etkilemiÅŸlerdir. Bu etkinin kapsam alanına giren kültür ve sanat coÄŸrafyalarının başında Mısır, Suriye ve Irak gelmektedir. Ancak bunların içinde özellikle Osmanlı sonrasında ÅŸekillenen Arap ve İslam dünyasını bilim, kültür ve sanat alanlarında yetiÅŸmiÅŸ insan gücü ile uzun süre beslemiÅŸ bir ülke olması açısından Mısır'ın ayrı bir önemi vardır.
Esasen bildirimiz, yolun başında Osmanlı hattatlığının OrtadoÄŸu'daki izlerini ele almayı amaçlamıştı. Ancak kongredeki sunuÅŸ süresi ile bildirilerin kitaplaÅŸtırılması sırasındaki sayfa adedi sınırlılığı, konuyu sadece Mısır kapsamında ele almayı zorunlu kıldı.
Celî'de Rakım, Sülüs ve Nesib'te Hafız Osman ekolünün Mısır'ın sanat ortamına taşınması ve bir Osmanlı buluÅŸu olan Divanî ve Celî Dîvânî yazılarının Mısır'da daha yoÄŸun biçimde istimali ve tedrisi 18.yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başı arasında gerçekleÅŸmiÅŸtir denebilir. Burada söz konusu edilebilecek pek çok üstad ismi arasında Seyyid Mehmed Nuri, Baklacı Osman, Abdullah Zühdî ve Åžeyh Aziz Efendilerin adları Öne çıkmaktadır.
Ancak konuya girmeden önce Mısır hat sanatının Osmanlı öncesine ÅŸöyle bir bakmak yerinde olacaktır.
1. MISIR'DA TÜRK HATTATLARI
Osmanlı öncesinde Emevî, Abbasî. Tolunlu, Fatımî ve Memlûktu dönemlerini yaÅŸayan Mısır'da Abbasilerden bu yana bir Türk varlığı, ya da ağırlığı daima mevcut olmuÅŸ, ya da hissedilmiÅŸtir.
Bir Türk komutanı olarak geldiÄŸi Mısır'daki kısa hükümdarlık döneminde Kahire'de önemli eserler bırakan TolunoÄŸlu Ahmed Bey, 876-879 tarihleri arasında yaptırdığı Büyük Camiin iç tezyinatında yazı unsuruna ayrı bir önem verilmiÅŸ, bu mabedin duvarlarında kuÅŸak biçiminde uzanan Celî Kufi yazılar 200 metreyi aÅŸmıştı.
Mısır'da Memluklu sultanlarının okullar açmak suretiyle hattat yetiÅŸtirilmesi yönündeki çabaları bilinmektedir. Kahire'deki Åžeyh Åžemseddin ez-Ziftâvî ve İbn Ebî Rukaybe medreseleri buna örnek verilebilir.1
Ayrıca tahta geçen her Memluklu hükümdarı, devr-i saltanatında zamanın en iyi hattatına büyük ebatta bir Mushaf yazdırmayı, onu en İyi biçimde tezhip ettirip ciltleterek ÅŸaheser rahleler üzerinde muayyen zamanlarda sarayda ve camilerde ünlü hafızlara okutmayı adetâ gelenek haline getirmiÅŸti. Halen Mısır Milli Kütüphanesinde (Kahire'deki Darü'l-Kütübi'l-Kavrniyye'de) özel bir bölümde sergilenen bu Mushaf-ı Åžerifleri temaÅŸa fırsatı bulabilenler, bu çapta eserlerin ortaya konabilmesi için o dönemde çok iyi çalışan nakışhanelerin ve cilt atölyelerinin kurulmuÅŸ olduÄŸunu, ileri düzeyde eser veren hattatların mevcudiyetini çabucak tahmin ederler. Bütün bunlar Mısır'da Memluklu Türk asırlarında bu gibi sanatların ne denli teÅŸvik ve himaye gördüÄŸü konusunda yeteri derecede fikir vermekledir.
Dolaysıyla Mısır hat sanatında 19. yüzyılda daha da yoÄŸunlaÅŸan Türk tesiri öncesinde de bir Türk sanat geçmiÅŸinin varlığı açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Öyleyse bu sanat geçmiÅŸinde kimler vardır ve ne yapmışlardır?
Konuyu islerseniz Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemi olarak ikiye ayıralım ve ilgili kaynaklara söyle bir bakarak isimler bazında ve çok kısa bilgiler eÅŸliÄŸinde biraz açalım. İsimler büyük ölçüde kronolojik bir bakışla sıralanacaktır.
A) OSMANLI ÖNCESİ :
Ali b. Süleyman h. Ali (ö. 1309)
Anadolu'dan Mısır'a gelerek burada tahsil gördü ve hat meÅŸkiyle meÅŸgul oldu. Bir müddet kadılık görevi de yapan Ali b. Süleyman, vefatında da burada defnedildi.2
Ahmed b. İbrahim b. Mustafa b. Süleyman (ö. 1343)
Mardin'de doÄŸdu. Araplar arasında "TürkmenoÄŸlu" anlamındaki "İbn Türkmani" nisbesiyle meÅŸhurdur. Ali b. Hilal mektebinde yazan, hayli eser bırakmış bir hat üstadı idi. Pek genç bir zamanında, kırk yaşında Kahire'de vefat etti.3
Gazi b. KutlubuÄŸa et-Türkî el-Mısrî (ö. 14.yy.)
"Åžeyhu'I-küttâb" diye anılıyor olması, zamanının hattatları arasındaki yerini göstermesi açısından önemlidir. Yakut tarzında yazan belki de en eski Mısırlı Türk hattatıdır. Zamanının zirvesi sayılan bu sanatkârın çok eser bıraktığını Müstakimzâde kaydediyor.4
YeÅŸbek el-Hâfız (ö. 1428)
Mısır'da doÄŸdu, Melik Zahir Berkuk'un azatlı kölesi idi. İyi bir eÄŸitim gördü ve önemli devlet görevlerinde bulundu. İlmî ÅŸahsiyeti ve hat sanatındaki yeri İle zamanının önemli isimleri arasında sayılıyordu.5
Emir YelbuÄŸa (ö. 1439)
"Seyfeddin Behâî" adıyla da anılır. Aslen Türk'tür ve Mısır'da doÄŸmuÅŸtur. Melik Zahir Berkuk'un azadlı kölesidir. İyi bir eÄŸitim gördü. Aynı zamanda iyi bir hattattı. ÇeÅŸitli devlet görevlerinde bulundu ve İskenderiye hâkimi iken yetmiÅŸ yaşında vefat etti.6
B) OSMANLI DÖNEMİ :
Mustafa Dede (1483-1538)
Åžeyh Hamdullah'ın oÄŸlu olduÄŸundan "Åžeyhzade" diye anılır, özellikle Neshi nefis biçimde yazan bir hattattı. Küçük yaÅŸta yetim kaldığından Abdullah Amâsî'nin himayesinde yetiÅŸti. Mısır'a gitti ve orada ikamete baÅŸladı. Nefeszâde İbrahim Efendi'nin ifadesine göre Kahire'de kaldığı bu süre zarfında babasına ait oradaki meÅŸklerden ve eserlerden yararlandı.7 O zamanın ulaşım ÅŸartlarının zorluÄŸuna raÄŸmen Mısır'da Åžeyh'e ait kitap, cüz, kıt'a, murakkaa ve levha boyutlarında eserlerin arandığında bulunabiliyor olması ilginçtir. Bu da o çaÄŸda Mısır'da yazan hattatların hat estetiÄŸinde nasıl bir tarza ve hangi üsluba yöneldikleri konusunda önemli ipuçları veriyor.8
Daha sonra İstanbul'a dönerek Üsküdar'da yerleÅŸti. Burada öÄŸrenci yetiÅŸtirdi. Babası vadisinde eserler verdi. Mushaflar yazdı. 45 yaşında vefat ettiÄŸinde Karacaahmet kabristanında babasının yanı başına defnedildi.
Salih b. Celâl (1485-1566) Tosyalıdır. Åžeyh Hamdullah'ın öÄŸrencisi oldu. Hattatlığı yanında dil eÄŸitimine de yöneldi. PadiÅŸah için yaptığı bir tercümeye karşılık Halep kadılığına getirildi. Daha sonra Mısır'a geçti. Orada görevini ifası yanında hat sanatıyla da iÅŸtigal etti. Sonunda İstanbul'a dönen Salih Efendi, vefat edince Eyüp'te topraÄŸa verildi.9
Ahmed b. Avad (ö.l638)
Antep'te doÄŸdu. Åžam'da baÅŸladığı öÄŸrenimini İstanbul'da tamamladı. Hasan-ı Üsküdarî'den hat meÅŸk elti. Âmid (Diyarbekir), Eyüp ve benzeri yerlerde çeÅŸitli görevlerde bulundu. Kahire kadısı iken vefat ederek burada defnedildi.10
Hafız Osman Efendi (1642-1698)
Hac yolculuÄŸu sırasında Mısır'a uÄŸradı ve buradaki hattatlarla bir araya geldi. Hafız Osman Efendi gibi bir dahî sanatkârın Mısır'a gelmiÅŸ olması, ÅŸüphesiz ki ulaşımın ÅŸimdiki gibi kolay olmadığı o devirde Kahire hattatları için çok büyük bir fırsat teÅŸkil ediyordu. Hafız Efendi buradaki İkameti sırasında yazdığı yazıların altındaki imzalarında bunu Mısır'da kaleme aldığını özellikle belirtmiÅŸtir. Topkapı Sarayı'nda Emanet Hazinesinde 331 envanter numarası ile kayıtlı ve 1086/1675 tarihli Sülüs-Nesih kıl'a (Resim 9) buna örnek olarak verilebilir.11
Selimzâde Süleyman Efendi (Ö.1698-99)
İstanbul'da doÄŸdu. Sülüs, Nesih, Tevkî ve Dîvanî yazılarını Seyyid HâÅŸimî'den meÅŸk etmiÅŸ, Mısır valisi Firari Hasan PaÅŸa'nın divan katipliÄŸini yapmıştır. Hat sanatında verdiÄŸi eserler yanında "Emnî" mahlasıyla ÅŸiirler de yazmıştır.l2
İshakzâde Zuhuri Salih Mehmed Efendi (ö, 1700?)
İstanbul'da doÄŸdu. Yazıyı, IV. Mehmed zamanının İmad çapında Ta'lik hattatı Siyahı Ahmed Efendi'den meÅŸk etti. Tuhfe müellifi ise, hocası olarak Tophaneli Mahmud Efendi'nin adını veriyor.13 Ulemadandır. Mekke-i Mükerreme rütbesi ile Mısır'a kadı olarak gönderildi. Hayli süre görev yaptığı Kahire'de vefat etti ve orada defnedildi.14
Hüseyin Dilâver Efendi el-Cezairî (ö. 1713)
İstanbul'da Üstad DerviÅŸ Ali Efendi'den meÅŸk ve icazet aldı. Sülüs, Nesih hatlarında Celî ve Müsennâ tarzlarında rakipsiz ve müstesna güzellikte eserler meydana getirmiÅŸ bir hattattır. Ta'lik ve Dîvanî'yi de iyi yazardı. Ok atmada usta idi. İyi tüfek kullanırdı. Sultan I. Mahmud devrinde önce Cezayir'e giden, sonra da Mısır'a geçerek orada yerleÅŸen Hüseyin Efendi burada sürekli yazmış ve kısa zamanda akranı arasında sivrilmiÅŸ ve pek çok öÄŸrenci yetiÅŸtirmiÅŸtir. Muhtemelen burada vefat etmiÅŸ ve defnedilmiÅŸtir. Mısır'ın ünlü hattatlarından Seyyid Muhammed Nuri Efendi de onun öÄŸrencisidir.13
Resulzâde Mehmed Efendi (ö. 1719)
İstanbul'da doÄŸdu. Siyahı Ahmed Efendi'den Ta'lîk meÅŸk elti ve aynı zattan mücâz oldu. EÄŸilimini tamamladıktan sonra Galata, Mısır ve Mekke kadılıklarında bulundu. Bir hac dönüÅŸü Kahire yakınlarında vefat etti.16
Ahmed NakkaÅŸ (ö. 1730?)
Aslen Anadolu'dan olup bir Mısır Beyi'nin maiyetindi; gittiÄŸi bu diyarda Sülüs ve Nesih yazılarını Hüseyin el-Cezâirî'den öÄŸrendi ve ondan icazet aldı.17 Adının "NakkaÅŸ" sözcüÄŸü ile birlikte anılması onun Tezhip, Minyatür ve Kalemisi sanat dallarında da eser verdiÄŸi konusunda kuvvetli ipuçları taşıyor.
Seyyid Ali Efendi (ö. 1726)
Edirne'li18 olup, AÄŸakapılı İsmail Efendi'den Sülüs ve Nesih meÅŸk etmiÅŸ ve icazet almıştır. Devlet tarafından bazı önemli isler için Mısır'a gönderildi. Mısır Valisi H anıza PaÅŸa'ya imamlık yaptı. Bir müddet müderrislik de yapan Ali Efendi, daha sonra İstanbul'a döndü ve bir Ocak günü vefat etti. Meyyit İskelesi civarında defnedildi. Mezartaşı kitabesini hattat Hüseyin Hablî Elendi yazdı.19 Divani hattını çok güzel yazarmış. Ali Efendi Mısır'a gittiÄŸinde Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi orada imiÅŸ. Eserinde ara sıra kendisiyle görüÅŸerek gurbeti hissetmemesine yardımcı olduÄŸunu ifâde eder.20
Rumeli'li Süleyman Efendi (ö. 1728)
İstanbul'da Hafız Osman Efendi'den Sülüs ve Nesih hatlarını meÅŸk ederek icazet aldı. Hocasının vefatından sonra Mısır'a giden Süleyman Efendi, kısa zamanda o coÄŸrafyanın en büyük hattatı oldu. Çokça talebe yetiÅŸtirdi ve eserler verdi.21 Vefat edince de yine burada topraÄŸa verildi.
Hasan b. el-Humeydî (ö. 1729)
Medine'de doÄŸdu. İstanbul'da eÄŸitim gördü. Kazasker Abdülbaki Arif Efendi(ö.l713)'denTa'lik yazısını meÅŸk etti ve mücâz oldu. Mısır'da kadılık görevinde bulundu. Müstakimzâde, kendisinin çok nefis kitaplar yazdığını söylüyor.22
Refia Mustafa (ö.l731)
Sultan IV. Mehmed'in vezirlerinden Abdülbaki PaÅŸa'nın kölesi idi. İyi yetiÅŸmiÅŸ bir hutût-ı mütenevvia hattatı idi. Sülüs, Nesih, Reyhanı, Hürde Ta'lîk, Rık'a, Dîvanî ve Celî Dîvanî yazmakta fevkalade baÅŸarılı idi. Güzel ok atmak ve tüfek kullanmak gibi baÅŸkaca hünerleri de vardı. Bir çok vezirlere tezkirecilik ve divan efendiliÄŸi yapmış ve nihayet Mısır'da Köprülüzâde Abdullah PaÅŸa'ya divan efendisi olmuÅŸ, daha sonra PaÅŸa ile Mısır'dan EÄŸriboz Adası'na giderken 1731 senesinde vefat etmiÅŸtir.23
Kabasakalzâde Abdurrahman Efendi (ö. 1737)
İstanbul'da doÄŸdu. Mevâlî-i izamdandır. Nesta'lik yazıyı Hattat Abdülbaki Efendi'den meÅŸk etmiÅŸ, çok nefis kitaplar ve İmad tarzı kıt'alar yazmıştır. Mısır Mollası olarak atandığı Kahire'de 7 ay kadar vazife yaptıktan sonra hastalanıp vefat etmiÅŸ ve orada defnedilmiÅŸtir.34
Seyyid Muhammed Nuri-i Mısrî (ö. 1749)
Kudüs'te doÄŸdu. Mısır'a yerleÅŸti. Burada kendisi de aslen İstanbul'dan gelme bir Türk olan Hüseyin el-Cezâirî'den Sülüs ve Nesih yazılarını meÅŸk etti ve icazet aldı. Sultan I. Mahmud'un ilk saltanat yıllarında İstanbul'a geldiÄŸinde büyük iltifat gördü ve Saray-ı Cedîd'deki Enderun Mektebine meÅŸk muallimi olarak atandı. Daha sonra tekrar Mısır'a döndü. Bu sefer buradaki PaÅŸa Sarayının hat hocası oldu. Çokça eser verdi. Pek çok talebe yetiÅŸtirdi. Yazılarının allına imza atabilecek seviyeye gelen öÄŸrencilerine bir tomar biçiminde müselsel bir İcazetname verirmiÅŸ. "Aklâm-ı sitte" denilen 6 çeÅŸit yazıyı da maharetle yazan bir üstad idi. Seyyid Muhammed Nuri Efendi, Mısır'daki Türk hat ekolünün önemli İsimleri arasında sayılır.25
Yahya Bosnevî (ö. 1742)
Küçük yaÅŸta Mısır'a gitti. Orada tahsil gördü. Seyyid M. Nuri Efendi'den Sülüs ve Nesih meÅŸk etti, sonra da icazet aldı. Ta'lik de yazmıştır. Yazılarında "Yahya Mısrî" diye imza atıyordu.26 Hocasından Önce vefat etti ve Mısır'da defnedildi.
Åžeyh Abdullah Enîsî Dede (ö. 1746) Edirnelidir. Memleketinde Mevlevi ekolüne intisap ederek ÅŸeyh Enis Recep Dede'den el aldı. Hacca gitti. DönüÅŸünde Mısır'da kaldı. Kahire Mevlevhanesi ÅŸeyhi iken Mısırlı Seyyid M. Nuri Efendi'den hat meÅŸk etti ve icazet aldı. Tasavvufi faaliyetini sanat çalışmaları ile birlikte yürüttü. Vefatında Kahire'de defnedildi. "Yazar bâbâ-yı (bâ bay-ı) kalem levh-i kabre tarihin / Enis Dede'm idi; bakide hüsn-i hattı çeliÅŸ - 1159" mısraları onun vefatına tarih olarak düÅŸülmüÅŸtür.27
Faiz Seyyid Abdurrahman Efendi (Ö. 1740'lar)
Sadr-ı Rum Abdülbaki Efendi'nin damadı idi. Nesta'lik yazısının hafi olanı kadar celisini de iyi yazan bir hattattı. İyi bir müstensih idi. Sultan III. Ahmed zamanında görülmeye deÄŸer nefasette manzum ve mensur kitaplar yazmıştır. Hayli zaman Kahire'de ikamet etmiÅŸ, eserler vermiÅŸ, vefat ettiÄŸinde de yine bu kentteki Haseneyn türbesi haziresine defnedilmiÅŸtir.28
Mir Mustafa Mısrî (ö. 1740-50'ler)
İstanbul'da doÄŸdu. Mısır ümerasından olup, Sadrazam Rami Mehmed PaÅŸa'nın oÄŸludur. Hocazâde Mehmed Rasim Efendi'den Sülüs, Nesih ve Rik'a hatlarını meÅŸk etti. Divanî'yi de güzel yazmıştır. Divan-ı Alî hâceganından iken, Sultan III. Ahmed zamanında Mısır'a mukabeleci olarak atandı. Sultan I. Mahmud zamanında ise Piyade ve Mâlîye, Tevliyet-i Haremeyn ve Muhasebe-i Anadolu gibi yüksek görevlerde bulundu. Åžiirleri de vardır.29
Hasan Zıyâî Efendi (ö. 1766)
Anadolu'dan gitme bir ailenin çocuÄŸu olup, Kahire'de doÄŸdu. Aslen İstanbullu olan Hüseyin Dİlaver el-Cezairî'den (Ö. 1713) Sülüs ve Nesih meÅŸk etti; daha sonra Süleyman el-Mısrî'den (Rumelili Süleyman Efendi /ö. 1728) icazet aldı. Çok eser yazmış ve pek çok öÄŸrenci yetiÅŸtirmiÅŸtir. Âlim, fazıl ve kâmil bir zat idi.30
İsmail Vehbi Efendi (ö. 1760-70'ler)
Sultan I. Mahmud'un saltanat yıllarında Mısır'a giden gönülliyan ocağından Ali Çorbacı'nın oÄŸludur. Mısır'da Seyyid Muhammed Nuri Efendi'den hat meÅŸk etmiÅŸ ve mücâz olmuÅŸtur. İmzalarında "Vehbi" mahlasını tercih etmiÅŸ ve çok eser vermiÅŸtir. Devha müellifi Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi (ö. 1757), Mısır'a yaptığı ziyarette kendisiyle görüÅŸtüÄŸünü naklediyor.31
Mir İsmail b. Gül Ahmed PaÅŸa (ö. 1779)
Ünlü bir vezirin oÄŸlu olarak İstanbul'da doÄŸdu. Enderun'da okurken Hüseyin Hablî'den Sülüs ve Nesih, o vefat edince de Yedikuleli Emir Efendizâde Seyyid Abdülhalim Efendi'den aynı yazıların meÅŸkine devam ederek icazet aldı. Daha sonra 1767'de Ta'lik'ten de mücâz oldu. ÇeÅŸitli görevlerde bulundu. Mısır'da kadılık yaptı. Bu görevini sürdürür iken vefat ederek Kahire'de topraÄŸa verildi.32
Ahmed Åžükrü b. Abdullah er-Rûmî el-Mısrî (ö. 1780)
Zamanının en iyi hattatlarından eÄŸitim görerek icazet aldı. Mushaf'lar yazdı. Çok talebe yetiÅŸtirdi. Temiz ahlakı ve titiz giyimi ile ÅŸöhret bulmuÅŸtu. Kahire'de vefat etti ve burada defnedildi. Adındaki nisheden de anlaşılacağı üzere aslen Türk olup Anadolu'dan gitme bir ailedendir.33
Baklacı Osman Efendi (ö. 1780-90'lar)
Aslen Bosna'lıdır. "Osman el-Kâtib" diye bilinir. Mısır'lı Seyyid Mehmed Nuri Efendi'den Sülüs ve Nesih yazılarını meÅŸk etti. Hocası vefat edince İstanbul'da Eyüplü hattat ve Devha müellifi Suyolcuzâde Mehmed Necib Efendi'den aynı yazıların meÅŸkine devam ederek icazet aldı. Daha sonra Mısır'a yerleÅŸen Osman Efendi, orada hat sanatında Osmanlı tavrının yerleÅŸip yaygınlaÅŸmasında büyük caba sarf etli; eser bıraktı (Resim 10), öÄŸrenci yetiÅŸtirdi. Müstakimzâde Süleyman Sadeddin Efendi, Tuhfe'sini kaleme almakta iken Osman Efendi Mısır'da bulunuyordu.34 Mısır hattatlarının önderi, hocalarının hocası İbrahim Efendi Mu'nis, Osman el-Baklacı'nın öÄŸrencisidir. Bu sebeple olmalıdır ki, Mısır hattatları I iz. Ali'ye kadar uzanan hattatlar silsilesinde onun adım mutlaka zikreder ve onun adıyla umumî zincire baÄŸlanırlar.35
Abdurrahman b. Hasan (ö. 1780-90'lar)
İstanbul'da doÄŸdu. Babası yeniçeri odabaşısı idi. Sadrazam Ragıp Mehmed PaÅŸa'ya intisapla Mısır'da bulundu. Burada Seyyid Muhammed Nuri Efendi'den meÅŸk etti. İstanbul'da da Hoca Mehmed Rasim Efendi'den hat dersleri almaya devam etti. Hoca vefat edince bu sefer de Cibalizade Seyyid Mehmed Nuri Efendi'ye devamla nihayet 1185/1771 yılında kendisinden icazet aldı. Topçular Ocağı'nda kâtip olarak görev yaptı. Åžiirle de meÅŸgul olmuÅŸtur.36
Abdurrahman Bîzeban (ö. 1780-90'lar)
Mısırlıdır. Arapça bir kelime yerine, "dilsiz" anlamında "Bîzeban" kelimesinin isminin yanında kullanılıyor olması, hattatın Mısır'da yaÅŸayan bîr Türk aileye mensup olduÄŸunu gösteriyor. Seyyid Muhammed Nuri Efendi'nin ders halkasında yetiÅŸmiÅŸ, kemal derecesinde güzel yazan bir hattattı.37
Mısrî Ali Efendi (ö.l827)
Sülüs ve Nesh'i, "Deli Osman" ya da "Damad-ı Afif diye meÅŸhur Hattat Osman Efendi'den meÅŸk etmiÅŸ ve icazet almıştır. Hayli hattat yetiÅŸtiren Ali Efendi, ayrıca Fatih Camii'nde hadis tedrisi ile meÅŸgul olurdu. Hakkakzâde bu zât için "Her bir ilimde ve her bir hatta mahirdir. Emsalsiz bir âdemdir" diyor.38 Vefatında İstanbul'da At Pazarı caddesini Çırçır caddesine baÄŸlayan yerdeki kabristanda defnedirmiÅŸtir.39
Seyyid İbrahim RüÅŸdî Efendi (Ö.1860'lar)
Hakkında herhangi bir bilgiye ulaÅŸamadığımız İbrahim RüÅŸdi Efendi ile ilgili tek belge tesadüfen muttali olduÄŸumuz ve ketebe metninde Mısır'da 1269 yılının Safer ayında (Kasım 1852) eli titreyerek yazdığı İfade edilen Hilye-i Åžerife'dir (Resim 19). Halen İstanbul sahaflarından İbrahim Manav'da bulunan bu eserdeki Muhakkak hattı Besmele, Sülüs Ayet ve Nesih Hilye metninden anlaşılıyor ki, RüÅŸdi Etendi yaÅŸlı yıllarında dahi güzel yazabilecek derecede iyi yetiÅŸmiÅŸ bir Türk hattatı idi.
Salih Nailî Efendi (1823-1876)
Manastır'da doÄŸdu. İstanbul'da okudu. Hattat Ali Ulvi Efendi'den hat meÅŸk elti. Hafız ve ÅŸâir idi. Mısır asilzadelerinden birinin davetine icabetle gittiÄŸi Kahire'de Farsça ve Hüsn-i Hal dersleri verdi. Feridüddin Attar'ın ünlü eseri Pendnâme'nin her beytini Türkçe 5 beytini taÅŸtır ederek Kenz-i Nesâyıh adı ile Kahire'de yayınladı. 1876'da Kahire'de vefat etmiÅŸ ve orada gömülmüÅŸtür.
"Hüsn-i hat, hüsn-i beyân sahibi nâdir bulunur
Nailî gibi suhanver, tarafeyni cami'!.."
ve
"Nailî mânend olursun dîde-i devrâne daÄŸ
Çıkmasın nâmın sakın âlemde ÅŸâirdir deyû"
mısraları onundur.40
Abdullah Zühdî Efendi (ö. 1879)
Mısır'daki etkisi en güçlü Türk hattatları arasında sayılabilir. RâÅŸid Efendi ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi'den Sülüs ve Nesih meÅŸk etti (Resim 16) . Nuruosmani Mektebi ve Mühendishane-i Berrî-i Hümayun'da hat ve resim ÖÄŸretmenliÄŸi yapmış olan Zühdi Efendi'nin son yılları Kahire'de geçmiÅŸ ve vefatında da burada defnedilmiÅŸtir.41
Tamir edilmekte olan Mescid-i Nebevî'nin kıble duvarı ve küçük kubbeler içindeki yazıları yazmak üzere gönderilecek hattatı seçmek için Bâb-ı Alî'de teÅŸkil edilen jüri, gelen yazılardan seçtiÄŸi 5 hattatın ismini ve yazılarını bizzat kendisi de Celaleddin ekolüne mensup bir hattat olan Sultan Abdülmecid'e arz etmiÅŸ,42 padiÅŸah da bunların içinden Abdullah Zühdi Efendi'yi seçerek Medine'ye göndermiÅŸtir.
Üç yıl içinde43 çalışmalarını (Resim 11) bitiren Zühdi Efendi, dönüÅŸte Mısır Hıdivi İsmail'in davetiyle Kahire'ye yerleÅŸmiÅŸ, burada saray hattatlığına getirilmiÅŸ, ÅŸehirde inÅŸa edilen mimarî eserlerin yazılarını yazmıştır. R ifa i Camii ve Ümmü Abbas Sebili üzerindeki hatlar (Resim 12,13,14,15) bunların başında gelir. Ve bu iki eser, âdeta Kahire'de yetiÅŸen hemen tüm hattatların harf anatomisi ve istif felsefesi açısından sürekli faydalandıkları bir laboratuar, devamlı acık bir sanat galerisi olmuÅŸtur. Sultan el-Hanefî Camii'nde de yazıları bulunmaktadır.
Mısırda bulunduÄŸu yıllar boyunca Kahire'den gönderilen Kabe örtüleri üzerinde yer alan yazılarda da Abdullah Zühdi Efendi'nin imzası vardır.44 Habib Efendi, Abdullah Zühdî'ye ayırdığı satırlarda Kabe örtüsü üzerindeki, Ravza-i Mutahhara ve Mısır'daki yazılarının bîr daha yazılamayacağını söyler. Ayrıca hat hocalığı yapan Zühdi Et", pek çok hattat yetiÅŸtirdi. Mısırın büyük hattatlarından Muhammed Ca'fer Bey bunların başında gelir.
Kahire'li hattat Abdüsselam Bey'in himmet ve delaletiyle 1988 Nisan'ında İmam Åžafii Külliyesi yakınlarındaki bir nazirede bulunan kabrini ziyaret nasip olmuÅŸtu.45
Hasan Sırrı Efendi (1845?- 1930'lar)
Mısır'da doÄŸdu. Abdullah Zühdî Efendi'nin rahle-i tedrisinde yetiÅŸti. Mısır Kraliyet okullarında 1867-1880 yılları arasında hat öÄŸretmeni olarak görev yaptı. Hidiv Muhammed Tevfik PaÅŸa Türbesi, Mısır İstasyonu, Haznedar Sebili, Sultan Ömer PaÅŸa Sarayı selamlığı ve İsmailiye Camii yazıları onun imzasını taşır. Vefat tarihi hakkında bir bilgiye ulaşılamadı. Ancak Muhammed Tahir el-Kurdî 1925 tarihli nefis bir eserini gördüÄŸünü söylüyor.46
Aziz Efendi (1872-1934)
Maçka'da doÄŸdu. Bakkal Arif, Karinâbad'lı Hasan Hüsnü ve Sami Efendi'lerin ders halkalarında yetiÅŸmiÅŸ iyi bir hattattı. İstanbul'da Daire-i MeÅŸihat Ma'rûzât-ı Mühimine Kalemi'nde çalışmakta iken Melik I. Fuad adına bir Mushaf-ı Åžerif yazmak üzere 1922 yılında davetle Mısır'a gitti.47 Altı ayda Mushaf'ı bitiren Aziz Efendi bir o kadar süre daha izni uzatılmak suretiyle Mushafın tezhibini tamamladı. Görev bitiminde İstanbul'a dönecekti ki çalıştığı kurum ilga olunmuÅŸtu. Yazılan Kur'an'dan pek memnun kalan Melik ona yeni bir görev verdi: Bir okul kurmak ve orada hattat yetiÅŸtirmek.. "Medresetü Tahsîni'l-Hutût el-Melikiyye" adıyla Halil AÄŸa Medresesi binasında bir hat okulu açıldı (Resim 21). Aziz Efendi ve Mimarzade Mehmed Ali Ef. ile birlikte, Muhammed Hüsni, Åžeyh Ali Bedevi, Muhammed İbrahim el-Efendi, Muhammed Rıdvan ve Muhammed Garîb el-Arabî gibi devrin önemli isimleri bu okulda görev yaptılar. Hatta Muhammed Mûniszâde ve Muhammed Cafer de bunlar arasında idi. Burada 11 yıl boyunca Hat ve Tezhip dersleri veren Aziz Efendi, aşırı sıcaÄŸa yenilerek hastalandı ve emekliye ayrılarak İstanbul'a döndü. Bir müddet sonra da vefat ederek Edirnekapı Kabristanına defnedildi.48
Mısırlılar onu "hattatların Önderi, emîri" anlamında "Emîru'l-hattâtîn" ve "İmâmü'l-hattâtîn" gibi ifadelerle anarlar ve Mısır'da hat sanalını ihya eden bir müceddid olarak görürler.49 1988 Åžubat'ında bir konferansım vesilesiyle ziyaret ettiÄŸim Ma'hedü Tahsîni'l-Hututı'l-Arabiyye* (eski adıyla Medresetü Tansini'l-Hutut el-Melikiyye veya Halil AÄŸa Medresesi)'de samimî bir alâka ile karşılaÅŸmıştım. Okulun pek muhterem hocaları söz arasında Aziz Efendi'yi hiç unutmadıklarını ifade etmiÅŸler ve bana okulda muhafaza ettikleri 75 x 110 em ebadında Aziz Efendi'nin imzasını taşıyan nefis bir Hilye'sini göstermiÅŸlerdi (Resim 22).
Mısır'da kendisine ÖÄŸrenci olmuÅŸ ve her biri hat sanatında ün yapmış isimler arasında Muhammed Tahir el-Kurdî, Muhammed Ali Mekkâvî, Muhammed eÅŸ-Åžahhât, Muhammed Ahmed Abdül'âl, Abdürrezzâk Salim gibi hattatlar var.
Yazının her türünde ustalıkla yazmış ve çok güzel eserler bırakmıştır.50 Kahire'de neÅŸredilmiÅŸ eserleri arasında "el-Kasîdetü'n-Nûniyye (1336)" ve "Ahsenü'n-Nemâzic (l 342)" sayılabilir.
Hüseyin Husni Efendi (1880'!er-1930'lar)
Bursa'da doÄŸdu. İstanbul'da eÄŸitim gördü. Sülüs ve Nesih'te Hasan Rızâ, Ta'lîk'te M.Hulusi ve Dîvanî yazıda Kâmil Efendi'lerin ders halkalarında yetiÅŸmiÅŸ olan Hüsnü Efendi, her kalemde iyi yazan bir hattattı (Resim 20). 1914'te Kahire'ye geldi. Mısır Meliki'nin divan hattatlığına atandı. Mısır'da Divanî yazıyı zirvede yazan bir hat üstadı olarak bilinir. Her biri Mısır hattatlığının önemli isimleri arasında anılan Mustafa Guzlan, Åžeyh Muhammed Abdurrahman, Seyyid İbrahim ve Åžeyh Muhammed Garîb el-Arabî gibi hattatlar onun öÄŸrencileri olmuÅŸtur.51 Sülüs, Nesih, Ta'lfk52 ve Rık'a5' meÅŸklerini toplayan 32 sayfalık bir hat mecmuası 1327/1909 ve 1328/1910 yıllarında İstanbul'da yayınlanmıştır. 1923'te Mısır'dan ayrılan Hüsnü Efendi'nin hayatının bundan sonrasına dair bilgiye rastlanamadı.
Mîmarzâde Mehmed Ali Efendi (1879-1938)
İstanbul'da yetiÅŸmiÅŸ bir ressam, hattat ve müzehhip. Åžeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin damadı olup, Sanayi-i Nefise Mimarlık Bölümü mezunudur. İstanbul'da Evkaf Müzesi ve Medresetü'l-Hattâtîn müdürlüklerinde bulunan Mehmed Ali Efendi'nin son yıllan Mısır'da geçti. Mısır Bankası'nın kurduÄŸu Matbaatü'l-Mısır'da, daha sonra Dârü'l-Hilâl Matbaası'nda hattat ve ressam olarak çalıştı. Medresetü Tâhsîni'l-Hutûti'l-Melikiyye'de hat ve tezhip hocalığı yaptı. 16 Ocak 1938 günü maruz kaldığı bir tramvay kazasında hayatım kaybetti ve Kahire'de defnedildi.54
Reistü'1-Hattâtîn Kâmil Efendi (Akdik, 1861- 1941)
İstanbul'da doÄŸdu. Hacı Süleyman Efendi'ye devamla 11 yaşında İcazet aldı. Mülkiye Mektebini bilirdi ve Celi üstadı Sami Efendi'ye devam ederek yazısını ilerletti. Dahiliye Muhasebesi'nde memur iken 1894'te Divan-1 Hümayun Mühimme Kalemi'ne tayin olundu.1895'te burada nâmenüvisliÄŸe, 1909'da NiÅŸan-ı Hümayun Kalemi mümeyyizliÄŸine ve Hutût-ıı mütenevvia öÄŸretmenliÄŸine getirildi. 1919'te Reisu'1-hattâtîn unvanı tevcih edildi. Daha sonra Medresetü'l-Hattâtîn ve Güzel Sanatlar Mektebi Åžark Tezyini Sanalları Åžubesinde (1936) hat hocalığını sürdüren Kâmil Akdik, nâme-i hümayun, menÅŸur, ferman, Hilye, murakkaa, kıt'a, cüz ve benzeri formlarda pek çok eser bırakmıştır. Mısır Prensi Mehmed Ali'nin davetiyle 1933 ve 1940 yıllarında iki kez Mısır'a gitmiÅŸ olan Kâmil Efendi'nin (Resim 33) burada da çok sayıda eseri bulunmaktadır. Prens'in yaptırdığı Menyel Sarayı içindeki cami için yazdığı Celî eserler (Resim 23) görülmeye deÄŸer nefasettedir.55
Ahmed Muhtar Efendi (l909-?)56
Aslen Türk'tür. Babası ve ailesi ile birlikte Mısır'a geldi. Ezber Üniversitesi'nde öÄŸrenim gördü. Daha sonra Medresetü Tahsîni'l-Hutût'a devam ederek buradan mezun oldu. Dîvanü'l-Mesâha'da hattat olarak çalıştı. Kemal derecesinde güzel yazan bir hattat idi.57 Ölüm tarihi hakkında bilgi edinemediÄŸimiz Ahmed Efendi'nin vefatı58 ve defni de büyük ihtimalle Mısır'da olmuÅŸ olmalıdır.
* * *
Piyer Loti bölgesi hariç tutularak Eyüp ve civarı kabristanlarında yapılan imzalı mezar taşı kitabesi taramasına dayalı bir tez çalışması vesilesiyle rastladığımız "Mısrî" nisbeli iki zat var. Onları da kısaca zikredelim.
Mısrî Mehmed Rıfat Efendi (ö.1870-80'ler)
Terceme-i hali konusunda bir bilgiye rastlanamadı. Eyüp Sultan İmareti naziresinde Mustafa AÄŸa'ya ait kabrin 1260/1844 tarihli, İsmail PaÅŸa'ya ait kabrin Safer 1265/1848, İmaretin hemen yanındaki nazirelerde AyÅŸe Sıddîka Hanıma ait kabrin 1258/1842, Sultan ReÅŸad Türbesi hazıresinde 1259/1843 ve 1264/1848 tarihli iki hanını kabri ile Tahir PaÅŸa'ya ait kabrin 1264/1848 tarihli kitabeleri Rıfat Efendi'nin imzalarını taşımaktadır. Bu zâtın Pertev PaÅŸa Türbesi naziresinde en eskisi 1258/1842, sonuncusu ise 1280/1864 tarihli toplam on adet imzalı mezartaşı kitabesi daha vardır. "Mısrî" imzalı son eseri ise Åžah Sultan Türbesi naziresinde 11 Åžaban 1281/10 Ocak 1865 tarihli bir hanım mezarı için yazdığı kitabedir. Sâdece Eyüp ve civarındaki bu imzalı yazıların hepsi de Celî Ta'lîkle yazılmıştır.59 Bu bilgiler ışığında Rıfat Efendi'nin 1820'lerde doÄŸduÄŸu, yazılarını Türk Ta'lîk ekolünde yazmasını nazar-1 dikkate alarak İstanbul'da hat eÄŸitimi aldığı, paÅŸa ailelerine kitabe yazdığına güre san'at çevresinde saygın bir yeri olduÄŸu düÅŸünülebilir.
Mısrîzâde Ali Rıza Efendi (ö. 1900-10'lar)
Eyüp Sultan Haziresinde 1308/1891, Pertev PaÅŸa Türbesi hazîresinde 1289/1872, Eyüp Sultan İmareti haziresinde 1300/1883, 1305/1888 ve 1314/1897 tarihli, İmaret yanındaki bahçede ise Dilâver PaÅŸa'ya ait kabrin 1315/1897 tarihli kitabeleri bu zatın imzalarını taşımaktadır.60 Kaynaklarda özgeçmiÅŸine dair herhangi bir bilgiye rastlanamadı. Ancak her ikisinin de Eyüp ve civarında bulunan imzalı kitabelerinin altındaki tarihler iyi karşılaÅŸtırılırsa, Mısrîzâde Ali Rı/a Efendi'nin, Mehmed Rıfat Mısrî'nin oÄŸlu olabileceÄŸi ihtimali kuvvet kazanıyor.
Hat tarihi araÅŸtırmacıları arasında Iraklı önemli bir İsim olan Naci Zeyneddin, Mısır'da yaÅŸayan ve eser veren iki Türk hattatının isimlerini veriyor:61 İsmail Efendi Türk (ö. 1085/1674) ve Yusuf Efendi (ö. 1119/1707). Bu iki zata dair ne yazık ki baÅŸkaca bilgiye ulaşılamadı.
UÄŸur Dermanda, Hakkakzade'nin Miranü'l-Hatt'ındaki düzenlemeyi esas alarak hazırladığı "Hattat Silsileleri" adlı neÅŸrinde Mısır valisine hizmet eden, Ebubekir RâÅŸid Efendi (ö. 1782) talebesi bir hattattan, Reisülküttâp İsmail Efendiden söz ediyor.62
Yolculuk vb. sebeplerle Mısır'a uÄŸradığında vefat edip burada defnedilmiÅŸ Türk hattatları da olmuÅŸtur. Çokça yazmış Mardinli bir hattat olan TürkmenoÄŸlu Ahmed b. İbrahim b. Mustafa (1281-1343) bir vesile ile Mısır'da bulunduÄŸu sırada vefat etmiÅŸ,61 yine bir baÅŸka Türk hattatı Kuburzâde Abdurrahman Rahmi Efendi (ö. 1725) de hac dönüÅŸü Mısır'da iken ölmüÅŸ ve burada gömülmüÅŸtür.14 Keza Åžehzade Camii imamlarından İstanbullu hattat Hâfız Süleyman Efendi de yine hac dönüÅŸünde Kahire'de hastalanmış ve vefatında da burada topraÄŸa verilmiÅŸtir.65
* * *
Yukarıdan beri sıralanan isimler, ÅŸüphesiz ki Mısır'da Türk ekollerinde eser veren hattatların tamamı olmayıp, ilgili Türk ve Arap kaynaklarına ÅŸöyle bir bakıldığında karşımıza çıkan isimlerden oluÅŸmuÅŸtur. Zaten bildirimizin bu isimlerin tamamını bir araya getirmek gibi bir amacı da bulunmamaktadır.
Adı zikredilenler arasında Mısır'a Anadolu, İstanbul ve Balkanlardan gelip burada ders veren hocalar yahut hat meÅŸk eden öÄŸrenciler olduÄŸu gibi, Mısır'dan İstanbul'a gidip orada hattatlık eÄŸitimi alan ve orada eser verenler de vardır. Burada tebliÄŸimizin de konusu olan câlib-i dikkat nokta, İstanbul ekolünün tedris edilmesi, ÅŸöyle ya da böyle Mısır'da ve Arap dünyasında yaygınlık kazanması meselesidir.
Arap dünyasında kendisini kabul ettirmiÅŸ hat tarihi araÅŸtırmacıları ve bu alanda eser veren müellifler, kitaplarında Türk hattatlarının Mısır hattatlığına tesirleri -ya da kendi ifadeleri ile hizmetleri- konusunu ya eserlerinin muhtelif bölümlerine yayarak, ya da müstakil baÅŸlıklar altında ele almaya çalışmışlar,66 bir anlamda malum bir hakkı itiraf mecburiyetini duymuÅŸlardır. Muhammed Tahir el-Kurdî, Naci Zeyneddin, Fevzi Salim Afifi, Salih Zeki, Seyyid İbrahim ve daha birçokları bu hususla örnek gösterilebilir.
Mısır'da zengin bir Türk hat sanatı mirasından söz etmek abartı olmaz. Dört asra yakın bir süre Osmanlı yönetiminde kalması sebebiyle bu süre zarfında Mısır'da inÅŸa edilen yüzlerce cami, medrese, han, hamam, sebil, çeÅŸme, tekke, zaviye, türbe, saray, köÅŸk, kale, kışla gibi yapıların üzerinde, çoÄŸu Türkçe yazılmış kitabeler yanında Mısır Millî Kütüphanesi'n de (Dârü'I-Kütübi'-Kavmiyye) muhafaza edilen Türk hattatlarına ait Mushaf, cüz, Delailü'l-Hayrât vb. dua mecmuaları, sair kitaplar, murakaa, kıl'a gibi küçük boyda, Hilye formunda ve Celî tarzında büyük boyutla levhalar67 bunların başında gelmektedir.
Prens Mehmed Ali tarafından inÅŸa ettirilen Menyel Sarayında Türk hattatlarının eserlerinden oluÅŸan zengin bir koleksiyon bulunmaktadır. Prensin İstanbul ziyaretleri vesilesiyle her seferinde daha da zenginleÅŸen bu koleksiyonda hattat padiÅŸahlar da dahil pek çok büyük hat ustasının eserleri vardır, l lalen de teÅŸhirde olan bu eserlerde imzalan olanlar arasında Åžeyh Hamdullah, Ahmed Åžemseddin Karahisarî, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Sultan II. Mahmud, Yesarîzâde Mustafa İzzet, Mahmud Celâleddin, Sultan Abdülmecid, Sami, Kazasker Mustafa İzzet, Mehmed Åžefik, Mehmed Åževki, Ahmed Kâmil ve Hulusi gibi önemli isimler sayılabilir.
Bizzat padiÅŸahlar tarafından yazılıp Kahire ve civar kentlerindeki -genelde önemli bir yatır bitiÅŸiÄŸinde inÅŸâ edilmiÅŸ, bu sebeple de aynı zamanda ziyaretgah durumundaki- camilere gönderilmiÅŸ levhalar da vardır. 1988'deki böyle bir ziyaretgâh/camiin giriÅŸinde Sultan II. Mahmud'un bir Celî Sülüs Besmele'sini, Åžeyh Vefâi Camii'nde kısmen harap olmakla beraber muhteÅŸem bir baÅŸka Celî'sini,68 Seyyidinâ Hüseyin Camii'nde de Sultan Abdülmecid'in Celî Sülüs bir eserini oralarda asılı görmüÅŸtüm.
Divanî, Celî Divanî, Rık'a ve Siyakat yazıları İstanbul'da geliÅŸtirilmiÅŸtir. Bunların ilk üçü bütün canlılığı ve görsel ihtiÅŸamıyla halen de Mısır ve tüm Arap dünyasında kullanılmaktadır.
Hat Sanatının uygulama biçimleri arasında yer alan Hilye, Sülüs-Nesih Kıt'a gibi formlar da yine bir Türk bulusu olup Mısır ve diÄŸer Arap memleketlerindeki hattatlarca da benimsenmiÅŸtir.
Yazının sür'atle yazılanı için Araplar geçmiÅŸte olduÄŸu gibi hâlen de Türkçe "Kırma" kelimesini kullanmaktadırlar.69 Keza aynı anlamı ifadede eden Farsça'dan alınma "Åžikeste" kelimesi, bizim kadar Araplar arasında da yaygındır.
Yazıya az da olsa ara veren hattatın elini kaleme ve yazıya ısındırmak üzere yaptığı yazma antrenmanına (Resim 31) "Karalama" denmektedir. Mısırlılar ise bu kelimeyi "Karlema" ÅŸeklinde aynen kullanıyorlar.70 Biz bunun tanı Arapça karşılığı olan "müsvedde" kelimesini yazma çalışmalarımızın temize geçirilmemiÅŸ hali için kullanıyoruz.
Hat sanatını Osmanlı'dan Cumhuriyet nesillerine taşıyan büyük hattat Hâmid Aytaç (1891-1982), hayatı boyunca İslam âleminden gelen yazı taleplerini cevaplamaya çalışmış, Arap hattatları yazdıkları bir yazının altına ondan bir icazet kaydı (imza atına yetkisi) almayı ÅŸeref ve iftihar vesilesi bilmiÅŸler, kartvizitlerinde bile bu durumu "el-Mücâz bi'l-Hâmidi'l-Amidî/Hâmid Aytaç'tan icazetli" ÅŸeklinde bir ifade ile belirtme gereÄŸini duymuÅŸlardır.
İstanbul, hem geleneksel sanat disiplinini koruyan, bu sebeple de güzel eser veren hattatları, hem de resmî ve Özel koleksiyonları ve camileri süsleyen pek zengin hat mirası ile hâlen de dünya sanat ortamında merkez olma vasfını ve dolaysıyla Türk Ekolünü yaÅŸatma çizgisindeki tesir kabiliyetini bir arada taşımayı baÅŸarı ile sürdürmektedir.
Sonuç olarak, kısa süren Emevi dönemi hariç tüm İslam tarihi boyunca Mısır'da yazan Türk hattatları daima olmuÅŸtur. Ancak en yoÄŸun etkileÅŸim, Hidiv İsmail PaÅŸa zamanında Mısır'a gelen Abdullah Zühdî Efendi'nin burada bıraktığı eserler Mısır'da apayrı bir dönemi baÅŸlatmış, 1921'deMelik Fuad'ın isteÄŸi ile Kahire'de Maçkalı Aziz Efendi tarafından "Medresetü Tahsîni'l-Hutûti'l-Melikiyye" adı ile kurulan okul da bu sürecin geliÅŸerek devamını saÄŸlamıştır. Bu medresede Aziz Ef. riyasetinde yıllar süren eÄŸitim ve öÄŸretim faaliyeti Arap coÄŸrafyasında 20. asırda yazacak hattatların Türk estetik zevkini benimseyen ve yaÅŸatan hattatlar olması sonucunu doÄŸuracaktır. Mısır'da esen rüzgar bu coÄŸrafyanın sınırları İçinde de kalmayacak, son iki asırda bilim, kütür ve sanat açısından tüm Arap ve İslam ülkelerini besleyen merkez olması sebebiyle Kahire'den her yere yayılacaktır. Bu ÅŸu anlama gelmektedir. Bugün tüm dünyada kim en güzel yazıyorsa, ya hocası, ya da hocasının hocası Türkçe konuÅŸan biridir. Bu sonuca milliyetçi bir gayretle deÄŸil, bir vakıayı tesbit sadedinde yani objektif bîr yaklaşımla varmaya çalıştığımı belirtmeliyim.
Mısır'ın son yüzyılına adlarını altın harflerle yazdırmış ünlü hattatların büyük çoÄŸunluÄŸunun Türk hattatlarından önemli izler taşıdıkları da ayrı bir gerçektir. Bunların isimlerini kısa bilgiler eÅŸliÄŸinde ÅŸöylece sıralayabiliriz.
Mu'niszâde Muhammet Efendi (ö.1900):
Baklacı Osman Efendi'nin yetiÅŸtirdiÄŸi hattat İbrahim Munis F.fendi'nin oÄŸludur. Hattı babasından öÄŸrendi (Resim 17-18). DeÄŸiÅŸik okullarda hal öÄŸretmenliÄŸi yaptı. Zamanının zirvesi sayılıyordu. Yirminci yüzyıl Mısır hattatlarının hocası olup, ün yapmış öÄŸrencileri arasında Åžeyh Ali Bedevi, Mahmud Muhammed Abdürrezzak, Muhammed Câ'fer, Åžeyh Mustafa el-Garr, Muhammed Mahfuz, Muhammed el-Cemel, Muhammed İbrahim, Åžeyh Mustafa Harîrî, Abdürrezzak Ivaz, Ahmed Afîfî'nin adları sayılabilir. Sülüs ve Nesih meÅŸklerini ihtiva eden hat mecmuası Mısır'da 1340/1922 yılında basılmıştır. "el-Mîzânü'l-Me'lûffî Vaz'i'l-Kelimâti ve'l-Hurûf adlı bir eseri daha vardır. Bu eserinde yer verdiÄŸi silsilede71 babasından baÅŸlayarak Åžeyh Hamdullah'a kadar sıraladığı hocalara ait isimler zincirinde yer alan üstadların hepsi de Türk'tür.72
Muhammed Câ'fer Bey (ö.1916):
Mu'niszâde'nin önemli talebeleri arasındadır. Sülüs, Nesih ve Rık'ada üstad idi. Kahire'yi bir baÅŸtan öte baÅŸa dolanan cadde ve sokak tabelalarındaki Celî Sülüsler hat sanatı ile ilgilenenlerin ilham kaynağıdır. Emiriye Matbaası için dökülen harfler onun dizaynıdır. Mısır paralarında da yazılan vardır. Melik ailesi fertlerinin gömülü olduÄŸu İmam Åžafii semtindeki türbelerden birinin içinde, hocası Mu'niszâde ile kendi adını bir arada ihtiva eden İki isimli bir imza ile biten taÅŸa mahkûk güzel bir Celî Sülüs kitabesini görmüÅŸtüm (Resim 18).73
Åžeyh Mustafa Harîrî (ö.1917):
Mu'niszâde'nin Mısır'lı öÄŸrencîlerindendir. Kubbe Sarayında hat öÄŸretti. Abdullah Zühdî'nin Rifai Camii yazılarının yenilenmesinde görev aldı. Abidîn Sarayı civarındaki Fatih Mescidi, Melik I.Fuad ve Abdürrahim Kannavi türbelerinin yazılarını yazdı. Hidiv İsmail PaÅŸa'nın yazılarını yenileyecekti, ömrü vefa etmedi.74
Muhammed el-CemeI (ö. 1930 ):
Mu'niszâde Muhammed Efendi ve Ahmed Afîfî'den Sülüs ve Nesih, Mirza Ali Åžirâzî'den Ta'lîk hatlarını meÅŸk etti. Ezher üniversitesinde uzun yıllar hat dersleri verdi.75
Åžeyh Mustafa el-Garr (ö. 1936):
Muhammed Mu'niszâde ve Hüseyin Hüsni Ef.lerin ders halkasında hattat oldu. Her ikisini de hattat olarak yetiÅŸtirdiÄŸi oÄŸullarına Muhammed ve Hüseyin isimlerini vermiÅŸ olması, onun hocalarına olan vefasının ve baÄŸlılığının ifadesidir. Uzun yıllar Ezher Üniversitesinde hat dersleri verdi ve öÄŸrenci yetiÅŸtirdi.76
Mustafa Guzlân Bey (ö.1938):
İse İstanbul'dan gitme hattat Hüseyin Hüsnü Efendi'den Divanî ve Celî Divanî hatlarını meÅŸk etmiÅŸ, Medresetü Tahsîni'l-Hutûl'ta yıllarca hat hocalığı yapmış. Kendi geliÅŸtirdiÄŸi Divanî tarzı memleketinde dar bir alanda benimsenmiÅŸ (Resim 43), ancak Türkler ve Seyyid İbrahim gibi hattatlar indinde kabul görmemiÅŸtir.77
Åžeyh Ali Bedevi (1867-1964): Muhammed Efendi Muniszade'nin yetiÅŸtirdiÄŸi önemli isimler arasındadır. Ömrü deÄŸiÅŸik okullarda hat kocalığı ile geçti. Güzel eserler bıraktı (Resim 21,25). M.Ali Mekkâvî ve Muhammed Rıdvan onun ün yapmış öÄŸrencilerinin başında gelir.78
Necip Hevâvinî (1880'ler-1940-50'ler) Åžam'lı bir hattat olup, İstanbul'da hukuk tahsili görmüÅŸ ve bu sırada Mehmed İzzet Efendi -ve Naci Zeyneddin'e göre ayrıca Hasan Rıza Efendi'den-79 Sülüs ve Nesih hatlarını meÅŸk etmiÅŸtir. Bir müddet avukatlıktan sonra Mısır'a yerleÅŸerek Melik'in saray hattatı olmuÅŸ ve medreselerde hat hocalığı yapmıştır (Resim 33). Yazıları ve meÅŸkleri "es-Selâsilü'z-Zehebiyye" adıyla 1916'da Kahire'de yayınlanmıştır,80
Muhammed Rıdvan Efendi Ali (1888-1967):
Kahire'de doÄŸdu. Hattı Åžeyh Ali Bedevi'den meÅŸk etti, Abdullah Zühdî, Åžefik Bey ve MuÅŸtala İzzet F fendi gibi Osmanlı hattatlarının yazılarından hattın püf noktalarını keÅŸfetmeyi baÅŸardı ve Mısır'ın büyük hattatları arasındaki yerini aldı (Resim 21,27,28,29). Mısır'ın son Åžeyhu'l-hattâtîn'i merhum Muhammed Abdülkadir (1917-1997) onun yetiÅŸtirdiklerinin başında gelir.81
Åžeyh Abdülfettah Halîfe (1890-1870'ler):
Åžeyh Mustafa el-Garr ve Muhammed Ca'fer Bey'in yetiÅŸtirdiÄŸi Önemli isimlerdendir. Uzun yıllar mezunları arasında bulunduÄŸu Kahire Üniversitesi Bilimler Fakültesi (Dârü'1-Ulûm) ile Medresetü Tahsîni'l-Hutût'ta hat hocalığı yaptı. EÄŸitim bakanlığında çeÅŸitli görevlerde bulundu.82
Muhammed İbrahim el-Efendi (1890'lar-1980'ler):
Aslen Türk olup, annesi babası da kendisi gibi Mısır'da doÄŸmuÅŸlardı. Hattın inceliklerini Muhammed Mu'niszâde'den öÄŸrendi. Muhammed Ca'fer ve Muhammed Åžerifin huzurunda yapılanı imtihanı birincilikle kazanarak hat öÄŸretmeni oldu. Ömrünü çeÅŸitli okullarda, üniversitelerde ve Aziz F tendi ile birlikte görev yaptığı Medresetü Tahsîni'l-Hutût'ta (Resim 21) hat ÖÄŸretimine adadı,83
Muhammed Garîbel-Arabî (I893-?):
Tanta'da öÄŸrenim gördü. Mısır'ın meÅŸhur hat ustalarından olup Hüseyin Hüsnü Efendi ile Muniszâde Muhammed Efendi öÄŸrencilerinden Hasan el-Marsafi'nin yanında yetiÅŸmiÅŸtir. Tanta ve Kahire okullarında ve Medresetü Tahsîni'l-Hutût'ta hat öÄŸretmenliklerinde bulundu (Resim 33). Melik'in saray hattatlığını yaptı.84
Muhammed Hüsnî (1894-1971):
Åžam'da doÄŸmuÅŸ, İstanbul'un meÅŸhur hattatlarından Filibeli Ahmed Arif Efendi'nin arkadaşı Yusuf Resâ Efendi'den hat meÅŸk etmiÅŸ , daha sonra yerleÅŸtiÄŸi Mısır'da yıllarca hat hocalığı yapmıştır. Sultan 11. Abdülhamid'in emriyle Åžam Ümeyye Camii yazılarını restore eden Resâ Efendi de, arkadaşı Arif Efendi gibi ünlü hattat Åževki Efendi'nin öÄŸrencisi idi.85
M.Ali Mekkâvî (1900-1975):
Medresetü Tahsîni'l-Hutûl'un ilk mezunu olup Åžeyh Aziz Rıfâî ve Åžeyh Ali Bedevi'den ders almış, mezuniyetini müteakip burada hoca olmuÅŸ, talebe yetiÅŸtirmiÅŸ ve pek çok eser vücuda getirmiÅŸtir (Resim 26). Arap hattatları kendisine "er-Rifaî es-saÄŸîr/KüçükAziz" dedikleri gibi, Mekkâvî'nin iyi yetiÅŸmiÅŸ talebelerinin başında gelen Muhammed İbrahim Mahmud (doÄŸumu: 1920) için de hat yorumunda hocasını yansıtması sebebiyle "Küçük Mekkâvî" derler. MeÅŸkleri "Kürâsetü 'l-Hattı "l-Arabî" adıyla 1956'da Kahire'de yayınlanmıştır.86
M.Tahir el-Kürdî (1903-1980):
Mekke'de doÄŸdu. Aslen Iraklıdır. Kahire'de Tahsînü'l-Hutût'ta Åžeyh Aziz Efendi'nin öÄŸrencisi oldu. Her hat çeÅŸidini rahatlıkla yazardı. Okullarda hat hocalığı yanında hat sanatı tarihi ile de ilgilendi. Kırka yakın te'lifatı arasında hat ve hattatlar tarihi mahiyetindeki "Tarihu'l-Hattı'l-Arabî ve Adabuhû"adlı eseri en meÅŸhur olanıdır. 1939'da Cidde'de ve 1982'de Riyad'da iki kez basılmıştır. DiÄŸer Türkçe kaynaklar yanında büyük ölçüde Müstakimzâde Süleyman Sa'deddin Efendi'nin Tuhfe-i Hattâtîn'inden yararlanmıştır. Türkçe biyografik eserlere ulaÅŸamayan Arap araÅŸtırmacılara Türk hattatlarını tanıtması acısından bu eser önemli görev üstlenmiÅŸtir denilebilir. Mekke'de Ka'be-i Muazzama'nın 1955 tevsii projesinde icra kurulu üyesi olarak görev alan M.Tahir Ef., ÅŸiirle de meÅŸgul oldu ve Mekke'de vefat etti.87
Abdürrezzak Salim (1907-1994):
Tahsînü'l-Hutût'ta Aziz Efendi'den feyiz aldı. Hüseyin Hüsni Efendi ile Muhammed Garîb el-Arabî'den de istifade etti. Okullarda Arap Dili ve Hal öÄŸretmenliÄŸi yaptı. Yazdığı meÅŸk mecmuaları "el-Turuku'l-Hâssa fî Ta 'lîmi 'i-Hattı 'l-Arab'ı (Arap Yazısının ÖÄŸretiminde Özel Yöntemler)" adı ile yayınlandı. Hollanda'da Arap hafilerinin bilgisayar ortamına aktarılmasında görev aldı.88
Muhammed İbrahim Efendi Ali (1909-1970):
İskenderiyelidir. Medresetü Tahsîni'l-Hutût'u bitirdi. İstifade ett




















0 yorum yazılmıştır